Merhaba ziyaretçi. Sitede konulara mesaj yazmak veya paylaşımlarda bulunmak için üye olmalısın.
Şiirler (serbest şairler)
Sayfa: 1 2 [3] 4 5 6   Aşağı git
Yazdır
Gönderen (Okunma Sayısı 21312 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
 

= 2 Bardak
Çevrim dışı Çevrim dışı

Mesaj Sayısı: 1


 
« Yanıtla #40 : 04 Ekim 2008, Saat 12:43 »

Salıverin Kuşları

Bu sokaklarda,sessiz,yarı huzurlu sokaklarda
Gece vakti,rüzgarın tenimi okşadığı saatlerde
Işıkların gözümü aldığı,kaldırım taşlarının bana eşlik ettiği saatlerde
Arkamdaki yarı huzursuzlukla birlikte vatan  hainine(!) üzülüyorum
O halen vatan hainiydi onlara göre

Konuşun,saçmalayın yakın ışıkları ışıklar sönünceye kadar
Sonra bırakın da düşünen insan,düşleyen insan alsın yerinizi
…tirin gidin vatan hainleri!
Olmaz,gönlüm el vermez
Siz kalın da sizi bu hale getirenler uzaklaşsın memleketimden
Başka ülkeye mi kaçsınlar,sürgün mü edilsinler,vatandaşlıktan mı çıkarılsınlar
Biri buna dur desin artık
Moskova’da yalnız,vatanından ırak ölmesin vatan hainleri(!)
Bizler vatan toprağının kirletilmiş de olsa verdiği huzuru yaşarken
Gözümüzde fotonları bir huzme şeklinde hissederken gecenin sessiz ve karanlık vakitlerinde
Hayat devam ederken,bırakın bu saçma ideolojileri
Bırakın insanın insana kulluğunu
Bırakın,serbest kalsın
Uçsun kanaryam Memo gibi
O zaten sadıktır,bırakmaz beni yalnız başıma,unutmaz beni,ihanet etmez bana
Salıverin kuşları,bırakın daha ne kadar haykırmalıyım...


not:bu da büyük üstad nazım hikmet için mavi gözlü dev'i izledikten sonra karaladığım ufak bir eser
Logged
 
Billie..
Buket Törin



= 16 Bardak
Çevrim dışı Çevrim dışı

Mesaj Sayısı: 105


 
« Yanıtla #41 : 13 Ekim 2008, Saat 14:33 »

GoDOt

  kalın kara bir do üfleyeceksin
  günlerin , yalnızlığın ritmini değiştirdin
  saçlarını uzattın , bıyık bıraktın
  tespih satın aldın bir işportacıdan
  parklarda oturdun,gitmelere kalktın
  çölde haykıranın sesiydin sen,sessizliğin,
  hep bekledin,gelmedi neydiyse beklediğin

  kalın kara bir do üfleyeceksin , sıkıntıdan , ölümden
  varoluşun bam teline basmak bu,cinnet
  bir kasırga patlayacak bir aşk , yok olacaksın
  şehrin bütün ölüleri üstüne yürüyecek
  ansızın camını kıracak bahçedeki akasya
  kendini savunacaksın kendi derinle
  bir cenin gibi bir ceset,
  bekleyeceksin,gelmeyecek beklediğin

  kalın kara bir do üfle ellerinden , yüzünden
  gökyüzüne bak, sular iç, otlara dokun
  sonra sus ve dinle , bak : şarkı söylüyor şehir
  kalın kara bir do’sun şimdi godot’sun
  vardır seni de bekleyen birileri , bir şeyler
  bekle belki gelecektir beklediğin , kim bilir

                                                    Haldun Çağlayan
                                                        Caz ve Çocuk
Logged

belki de yeraltında yaşıyordu aşk
sırf bu yüzden öldürebilir biri kendini
                                              ki öldürmüştü
sırf bu yüzden bir çocuğun
başı düşer gitarına
                        ki düştü
ve yüzünde kahredici bir gülümseme.
 
Billie..
Buket Törin



= 16 Bardak
Çevrim dışı Çevrim dışı

Mesaj Sayısı: 105


 
« Yanıtla #42 : 13 Ekim 2008, Saat 14:47 »

                          HER ŞEY SENDE GİZLİ..

      Sevdiğin kadardır ömrün…
      Gülebildiğin kadar mutlusun.
      Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
      Sakın bitti sanma her şeyi.
      Sevdiğin kadar sevileceksin.
      Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer,
      Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
      Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;
      Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
      Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
      Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
      Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın,
      Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
      Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
      Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
      Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.
      İşte budur hayat!
      İşte budur yaşamak!
      Bunu hatırladığın kadar yaşarsın.
      Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
      Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun.
      Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
      Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
      Bebek ağladığı kadar bebektir.
      Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin,
      Bunu da öğren,
      Sevdiğin kadar sevilirsin.

                                                          Can Yücel
Logged

belki de yeraltında yaşıyordu aşk
sırf bu yüzden öldürebilir biri kendini
                                              ki öldürmüştü
sırf bu yüzden bir çocuğun
başı düşer gitarına
                        ki düştü
ve yüzünde kahredici bir gülümseme.
 
Billie..
Buket Törin



= 16 Bardak
Çevrim dışı Çevrim dışı

Mesaj Sayısı: 105


 
« Yanıtla #43 : 14 Ekim 2008, Saat 13:25 »

Hatta gaza gelip bi tane daha gönderiyim  Grin Orhan Veli'den olsun , çok severim.: )

           ÖLÜME YAKIN..

  Akşam üstüne doğru,kış vakti;
  Bir hasta odasının penceresinde;
  Yalnız bende değil yalnızlık hâli;
  Deniz de karanlık,gökyüzü de;
  Bir acayip kuşların hâli.

  Bakma fakirmişim,kimsesizmişim;
  -Akşamüstüne doğru,kış vakti-
  Benim de sevdalar geçti başımdan.
  Şöhretmiş,kadınmış,para hırsıymış;
  Zamanla anlıyor insan dünyayı.

  Ölürüz diye mi üzülüyoruz?
  Ne ettik,ne gördük şu fâni dünyada
  Kötülükten gayri?

  Ölünce kirlerimizden temizlenir,
  Ölünce biz de iyi adam oluruz;
  Şöhretmiş,kadınmış,para hırsıymış,
  Hepsini unuturuz.
Logged

belki de yeraltında yaşıyordu aşk
sırf bu yüzden öldürebilir biri kendini
                                              ki öldürmüştü
sırf bu yüzden bir çocuğun
başı düşer gitarına
                        ki düştü
ve yüzünde kahredici bir gülümseme.
 
immo
Umut Dernekoğlu



= 85 Bardak
Çevrim dışı Çevrim dışı

Mesaj Sayısı: 992


WWW
 
« Yanıtla #44 : 14 Ekim 2008, Saat 20:57 »

hep bilindik hep bilindik  Smiley

---
İçimde kara bir delik
Delikte bir çocuk
Çocukta bir hüzün

Delik kadar kara
Çocuk kadar büyük
----

Logged

Kendimi Bulduğum Heryerdeyim...
"Blues kendini bulmaktır, özüne dönmektir..."
 
Billie..
Buket Törin



= 16 Bardak
Çevrim dışı Çevrim dışı

Mesaj Sayısı: 105


 
« Yanıtla #45 : 14 Ekim 2008, Saat 22:27 »

          BEN SENDEN ÖNCE
                         ÖLMEK İSTERİM

  Ben
  Senden önce ölmek isterim.
  Gidenin arkasından gelen
  Gideni bulacak mı zannediyorsun?
  Ben zannetmiyorum bunu.
  İyisi mi,
  beni yaktırırsın,
  odanda ocağın,
  üstüne korsun
  içinde bir kavanozun.
  Kavanoz camdan olsun,
  Şeffaf,
  beyaz camdan olsun
  ki içinde beni görebilesin
  Fedakarlığımı anlıyorsun :
  vazgeçtim toprak olmaktan,
  vazgeçtim çiçek olmaktan
  senin yanında kalabilmek için.
  Ve toz oluyorum
  yaşıyorum yanında senin.
  Sonra,sen de ölünce
  kavanozuma gelirsin.
  Ve orada beraber yaşarız
  külümün içinde külün
  ta ki bir savruk gelin
  yahut vefasız bir torun
  bizi oradan atana kadar…
  Ama
  biz
  o zamana kadar
  o kadar karışacağız ki birbirimize,
  atıldığımız çöplükte bile
  zerrelerimiz
  yanyana düşecek.
  Toprağa beraber dalacağız.
  Ve bir gün yabani bir çiçek
  bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
  sapında muhakkak ki iki çiçek açacak :
  biri
  sen
  biri de
  ben.
  Ben
  daha olumlu düşünüyorum
  Ben daha bir çocuk doğuracağım
  Hayat taşıyor içimden.
  Kaynıyor kanım.
  Yaşayacağım,ama çok,pek çok,
  ama sen de beraber.
  Ama ölümde korkutmuyor beni.
  Yalnız pek sevimsiz buluyorum
  bizim cenaze şeklini.
  Ben ölünceye kadar da
  Bu düzelir herhalde.
  Hapisten çıkmak ihtimalin var mı
  bugünlerde?
  İçimden bir şey:
  belki diyor.

                     Nazım Hikmet Ran
                                                           
Logged

belki de yeraltında yaşıyordu aşk
sırf bu yüzden öldürebilir biri kendini
                                              ki öldürmüştü
sırf bu yüzden bir çocuğun
başı düşer gitarına
                        ki düştü
ve yüzünde kahredici bir gülümseme.
 
paranoya112
büşra



= 65 Bardak
Çevrim dışı Çevrim dışı

Mesaj Sayısı: 522


 
« Yanıtla #46 : 15 Ekim 2008, Saat 19:18 »

Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı kaybettik bugün:(

'biri ölüm biri sevgi / ikisi de tez/ sanki çocukturlar / ağlamaları ağlatmaları tez / bizler yarıştırırız onları / bilmeden bilinmeden tez / sevgi önde gider hep / ölüm ulaşır tez...
Logged

kötü hava yoktur, yanlış giyim vardır...
 
immo
Umut Dernekoğlu



= 85 Bardak
Çevrim dışı Çevrim dışı

Mesaj Sayısı: 992


WWW
 
« Yanıtla #47 : 15 Ekim 2008, Saat 19:50 »

Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı kaybettik bugün:(

'biri ölüm biri sevgi / ikisi de tez/ sanki çocukturlar / ağlamaları ağlatmaları tez / bizler yarıştırırız onları / bilmeden bilinmeden tez / sevgi önde gider hep / ölüm ulaşır tez...


rahmetle anıyoruz Sad
Logged

Kendimi Bulduğum Heryerdeyim...
"Blues kendini bulmaktır, özüne dönmektir..."
 
kipeliçes
Seçil Epik



= 55 Bardak
Çevrim dışı Çevrim dışı

Mesaj Sayısı: 344


 
« Yanıtla #48 : 15 Ekim 2008, Saat 20:57 »

ÖLÜM SONELERİ
V

Diğerlerinin arasından seçtim kaderi
mağrur ve şerefli, geçip gitmiş bir şefkatin daveti
biraz kayıtsız, bir parça gölgeli
bir hardal çiçeği demeti olsun mezarının üstünde.

Erkekler geçip giderler. Geçerler ağızlarında
mutlu ve sonsuz yenilenen bir şarkıyla
ki, şimdi dinç, ve yarın, deli
ve sonra, mistik, ben bu değişmeyen

şarkıyı seçtim, ölü bir adamı uyutup sakinleştirdiğim
ki tüm gerçeklikten uzaktı ve tüm düşlerin içinde, benimki:
başka dudaklardan ve başka kadınların göğsünde dinlenmekten
hoşlanırdı.

Fakat şimdi, öyle kesin ve uzun
yalnızca bu mütevazi hardal çiçeğinin dudakları
şarkı söyler ona uyusun diye tatlılıkla
bu acı yeryüzünün üzerinde.


Gabriela MİSTRAL
Logged

mahvolmuş hayatlar olağandır
bilgeler için de ahmaklar için de.
Ancak o mahvolmuş hayat
bizimki olduğunda,
işte o zaman farkına varırız
intiharların,ayyaşların,hapisane
kuşlarının,uyuşturucu müptelaları
ve benzerlerinin.
                                  C.Bukowski
 


= 3 Bardak
Çevrim dışı Çevrim dışı

Mesaj Sayısı: 27


 
« Yanıtla #49 : 16 Ekim 2008, Saat 13:33 »




SEVGİLİM, BİR GÜNÜN..


Sevgilim, bir günün ortası şimdi
Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık,
Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde
Uzat bana uzat ellerini
İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar
İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu,
Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor

Ben seni düşünüyorum seni
Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi
Kalbim diyorum kalbim
Daha dün tezgâhtan çıkmış bir su sayacı gibi
Aşkı anılar besliyor düşler kadar
Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır
Sevgi eskidikçe sevgi.

Günümüz ekmeğimiz, türkümüz
Çoluğumuz çocuğumuz
Binalar yan yana yükselip gidiyor
Vapurların ağzı köpük içinde
Uzaklarda ne kapılar açılıyor
Tirenin biri bir istasyona varıyor
Ordan çıkıyor biri.

Her şey biliyor her şey
Sen biliyor musun bakalım
Seni nice sevdiğimi?
Üstüne titrrediğimi?

Geldiğimi?
Gittiğimi

Hadi!
 CEMAL SÜREYYA
 
 



 
 
 
Logged

Farklı olmaya cüret et!Daha üstün bir hayatı hedefle!Sıradan olmak ölümdür!
 


= 3 Bardak
Çevrim dışı Çevrim dışı

Mesaj Sayısı: 27


 
« Yanıtla #50 : 16 Ekim 2008, Saat 13:45 »

BİR FOTOĞRAFA

Karşımdasın işte...
Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni.
Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim.
Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim.
Tıkandığım o an,
Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte,
Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.
Ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
Ellerim buz gibi, ben harda kaldım.
Bir senfoni vardı kulağımda çalınan,
bitti artık hepsi...

Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.
Bakış açım belli oldu yine.
Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.
Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim.
Dağlara çarptım her esişimde.
Yollara küfrettim her gidişinde.

Demiştim sana hatırlarsan:
“Önemli olan ‘zamana bırakmak’ değil,
‘zamanla bırakmamak’tir..”
Şimdi bana, geçen o zamanın
Unutulmaz sancısı kalır

Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...

 NAZIM HİKMET

Logged

Farklı olmaya cüret et!Daha üstün bir hayatı hedefle!Sıradan olmak ölümdür!
 
Vox
Gökhan Erol



= 5 Bardak
Çevrim dışı Çevrim dışı

Mesaj Sayısı: 34


WWW
 
« Yanıtla #51 : 24 Ekim 2008, Saat 21:44 »

Dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve ‘hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi’ dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. Bekledim. Beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım. Evet, bilmiyordum. Bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi. Sevişirken sözlük kullanıyordum hala. Ama, seni seviyordum. Ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. Sana yaklaşamıyordum. Yasaklanmıştın adeta. Çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey. Küçük bir ateş. Küçücük bir ateştin sen. Sönmekten ürken bir ateş. Bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş. Aşkın mecali kalmamıştı. Sessizce sokuldum yanına. Acıyla irkildin. Gülümsedim. Gülümsememe anlam veremedin elbette. Kimdi bu? Ne istiyordu? Tanımadığın biri. Hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. Fuzuli bir beden, karşındaki. Usulca uzandım,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. Uzayın adını ben koymadım. Uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. Rahatlatır beni o. Bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. Yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. Romantizme uyum sağlamak için de değil. Öyle. İşin gerçeği budur. Yağmurlar, bu dünyaya ait sanma. Bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. Lekesiz bir yalnızlık. Lekelenmeye müsait bir yalnızlık. Tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. Pişmansın. Pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. Elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. ‘Neyim ben? ! ’ diye haykıracaksın. Olmuyor tabii. Olmuyor. Sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. Beni anlayacağın günler gelecek. Beni de göreceksin. Benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. Korkma lütfen,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. Bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. Çay pişiririz. Çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. Sonra da sen anlatırsın: Sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin... hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. Ben sıkılmam. Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. Bir insan, bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır. Hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. Hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. Endişelenmen gereksiz,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. Endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. Başkalaşmaya çalışıyorum. Gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. Değişmek, hiç de zor değil. Yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. Anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. Evet, tıpkı bu. Sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. Birlikte dansedebilmek gibi. Sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. Arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. Bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. Ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. Ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi.doğal. Ve ciddi. Ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. Bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. Ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. Masallarla geliyorum. Efsanelerle geliyorum. Herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. Artniyetsizim. İnan,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. Soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? ! Bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. Aklıma yayıldın. Ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: Ortadaydım işte! Bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. Hayır! Melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. Her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. Kusura bakma, kafam biraz dağınık,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. Kızmamalısın. Darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. Sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. Bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da. Aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? Neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? ! Ilımlılık mı kurtaracak insanlığı? Alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı? Demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. Senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. Dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. Beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. Bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? ! Gerçekten kırıyorsun beni,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. Sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. Düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. Yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. Onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. Onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. Bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. Cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. Bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. Hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. İnsanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. Bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. Yapacak çok işimiz var. Dövüşecek çok düşmanımız var. Kucaklayacak çok arkadaşımız var. Bizim sebebimiz bu. Bizim fazlalığımız bu. Belki de iksirimiz. Kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. Yalan söylemiyorum

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. “Rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş” demeyi; doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. Bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. Hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. Kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz. Çikolata bile kurtlanabilir. Dondurma erir. Çiçek solar. Galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! Birer hatıraya dönüşseler bile! Kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? Sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da.

Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. Çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. Aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. Hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! . Hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. Hangimiz daha özveriliydik; bunun da.. umarım mutlu olursun. Bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. Hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . Yüzüme öyle bakma nefretle,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, her şeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. Kimbilir, doğrudur belki de! . Adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin esrarı büyüleyici! Romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı!
Ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. Maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. Yani, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam.. o da o kadar mükemmeldi. Özveri denebilir buna. Evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. İnsan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. Bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. Sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor, ellerim.. en çok da ellerim düşüyor! . Sakın ha üstüne alınma,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Ben seni kırmak için yaratılmadım. Uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? ! Belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama her şey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir? ! Beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? Seni kaybettim. Bunu biliyorum. Seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. Ortadaydı. Bedel ve kefalet ortadaydı.. senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? ! Sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. Hala da saygıyla ağlıyorum. Büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimelerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. İnadıma öfkeleniyorsun. Seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. Bu da aşk işte! Bu da entrika! Bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaveralarla kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! Peki anahtar nerede sevgilim? ! peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? ! Dur, dur, bağırma,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. Yaralandım. Bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. Çığırından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir bahane göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. Ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. Eğer hissediyorsan,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. Ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. Şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. O rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. Dokunamadım sana. Parmak uçlarım neşterdi çünkü. Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.



Küçük İskender
Logged
 
andalusia86
şan doğan



= 11 Bardak
Çevrim dışı Çevrim dışı

Mesaj Sayısı: 155


 
« Yanıtla #52 : 24 Ekim 2008, Saat 22:02 »

hayat keşke bir film olsa
keşke rolümüzü oynayıp evimize çekip gitsek hiçbirşey olmamışcasına;
ceketimizi alıp
yaşanmış bir olaydan esinlenenlerden değilde;gelecekte yaşanacak olayların filmi olsa bu
mutsuzluga götüren yoldaki mutluluk kırıntılarından geçişimiz keşke bir oyun olsa kapalı gişe sergilenen
mutluluga ulaşıken odediğimiz mutsuzluk vardiyaları 3-5 nöbetleri gibi olsa bitince yatakhanenin yolunu tutsak keşke
                                                      ŞAN DOĞAN(BEN)
Logged
 
bluebirdshine
Hazan Yılmaz



= 6 Bardak
Çevrim dışı Çevrim dışı

Mesaj Sayısı: 40


 
« Yanıtla #53 : 26 Ekim 2008, Saat 22:00 »

LAViNiA

Sana gitme demeyeceğim
Üşüyorsun ceketimi al
Günün en güzel saatleri bunlar
Yanımda kal.
Sana gitme demeyeceğim
Yine de sen bilirsin
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyim
İncinirsin.
Sana gitme demeyeceğim
Ama gitme Lavinia
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme Lavinia

Özdemir Asaf
Logged
 
bluebirdshine
Hazan Yılmaz



= 6 Bardak
Çevrim dışı Çevrim dışı

Mesaj Sayısı: 40


 
« Yanıtla #54 : 26 Ekim 2008, Saat 22:01 »

DUYGULAR

Duygularım ağır yaralı
Sanki kurşun yemiş kan kaybeden
Duygularım
Hayatını Kaybetmek üzere
Ne duygularımı paylaşacak biri var hayatımda
Nede beni seven biri
Yani unutulmuş mazide kalmış biriyim....

Attila İlhan
Logged
 
bluebirdshine
Hazan Yılmaz



= 6 Bardak
Çevrim dışı Çevrim dışı

Mesaj Sayısı: 40


 
« Yanıtla #55 : 26 Ekim 2008, Saat 22:04 »

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten

Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiceği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya.

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi
dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla
yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin
mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe,
bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.

Ataol Behramoğlu
Logged
 
bluebirdshine
Hazan Yılmaz



= 6 Bardak
Çevrim dışı Çevrim dışı

Mesaj Sayısı: 40


 
« Yanıtla #56 : 26 Ekim 2008, Saat 22:07 »

ÖZLEDİM SENİ

Özledim seni...
Ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
Beynimi uyuşturuyor özlemin...
Çok sık birlikte olmasak bile
Benimle olduğunu bilmenin
Bunca zamandır içimi ısıttığını
Yeni yeni anlıyorum

Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp
Mütemediyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
Akşamları her işi bir kenara koyup
Seninle başbaşa konuşmaları özlüyorum;
Oynaşmalarımızı,
Yürüyüşlerimizi,
Sevimli haşarılığını,
Çocuksu küskünlüğünü...

Nasıl da serttin başkalarına karşı
Beni savunurken;
Ve ne kadar yumuşak
Bir çift kısık gözle kendini
Ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
Buna mecbur olduğunu görmek
Ve sana bunları söylemeden
''Git artık'' demek
''Beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa''
Demek sana ne de zor

Seni görmemek ve belki yıllar sonra
Karşılaştığımızda
Bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
Yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....

Can Yücel
Logged
 
Queen_of_Metal
Elif Yurdaer



= 211 Bardak
Çevrim dışı Çevrim dışı

Mesaj Sayısı: 1,538


 
« Yanıtla #57 : 27 Ekim 2008, Saat 11:39 »

çok güzel eserler eklemişsiniz arkadaşlar, hepinizin ellerine sağlık.
bir şiirsever olarak herkese benden bira  Smiley
Logged

..ElifCan..
 
Queen_of_Metal
Elif Yurdaer



= 211 Bardak
Çevrim dışı Çevrim dışı

Mesaj Sayısı: 1,538


 
« Yanıtla #58 : 27 Ekim 2008, Saat 13:39 »

Ay Düşünce

ay düşünce denize
seni hatırlarım
ince ince yağan
yağmur,iskeleye
yanaşan vapur
haydarpaşa garı
seni hatırlarım

ay düşünce denize
kalbim çarpar,telaşlı
bir kuş olur siyahlar
içinde bir kadın
ve yakasında ipiri
kırmızı bir gül
seni hatırlarım

ay düşünce denize
söylenmemiş sessiz
bir şarkıydım,tozup
giden bir ilk kar
solgun begonya
kalkmak üzere bir tren
seni hatırlarım

Behçet Aysan


Bugün birden bu şiiri mırıl mırıl söylenirken buldum kendimi.
çok sevdiğim bir şiirdir. dedim ki, neden paylaşmıyorum ki  Smiley
Logged

..ElifCan..
 
bluebirdshine
Hazan Yılmaz



= 6 Bardak
Çevrim dışı Çevrim dışı

Mesaj Sayısı: 40


 
« Yanıtla #59 : 27 Ekim 2008, Saat 15:03 »

Çok iyi yapmışsın Elif benimde çok sevdiğim şiirlerdendir.
Logged
Sayfa: 1 2 [3] 4 5 6   Yukarı git
Yazdır



Copyright ©

2007 - 2010 Her hakkı
İstanblues.org'a aittir.

XHTML ve CSS

Bu Sayfalar, XHTML ve CSS
standartlarına uygundur.

Tasarım

Powered By
RocketTheme