|
Gönderen |
(Okunma Sayısı 12399 defa)
|
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
|
 = 1 Bardak
Çevrim dışı
Mesaj Sayısı: 11
|
|
« : 11 Ekim 2007, Saat 17:28 » |
|
Geleneksel kavramlarımıza karşı protesto Alman bireycisi Friedrich Nietzsche’nin (1844-1900) öğretisinde bir doruğa ulaşır. Nietzsche Amerikan pragmatizminin ortaya çıkışından önce yazmış olsa da, bütün hoşnutsuzluk deviniminin enfant terrible’ı [haşarı çocuğu] olarak görülebilir. Yalnızca eski kuramlara ve yöntemlere karşı çıkmakla kalmaz, ama eski değerleri süpürüp atar ve modern uygarlığımızın bütün eğilimini kınar, tarihsel tutumu çağımızın zayıflığının nedeni olarak görür; güçlü, saygılı, sorumluluk duyan insan geçmişin çok fazla ağır, tuhaf sözlerini ve değerlerini sırtında taşır. Tüm değerleri dönüştürmek (Umwertung aller Werte), yeni değerler, yeni idealler ve yeni bir uygarlık yaratmak, diye bildirir, felsefenin işlevidir.
Nietzsche Schopenhauer’ın istencin varoluş ilkesi olduğu yolundaki temel anlayışını kabul eder, ancak bu istenci yalnızca yaşama istenci olarak değil ama güç istenci olarak tasarlar: yaşam özsel olarak gücün artırılmasına yönelik bir çabalamadır, ve bu taşkın içgüdü iyidir: Alles Gute ist Instinkt. Anlama yetisine — bilgiye, bilime, felsefeye ve gerçekliğe — ilişkin görüşünü bu düşünce üzerinde temellendirir. Anlık ya da anlak yalnızca içgüdünün, yaşama ve güç istencinin elinde bir araçtır; beden tarafından yaratılmış “küçük us”tur; beden ve içgüdüleri “büyük us”tur. “Bedeninizde en bilge bilgeliğinizde olduğundan daha çok us vardır.” Bilginin ancak yaşamı koruduğu ve ilerlettiği sürece ya da türü koruduğu ve geliştirdiği sürece değeri vardır; bu yüzden yanılsama gerçeklik denli zorunludur. Gerçekliği yanılgı ve yanılsamanın üzerine koymak, gerçekliği bir yaşam aracı olarak sevmek yerine kendi uğruna sevmek şeyleri başaşağı çevirmektir, hastalıklı bir içgüdüdür. Aslında bu gerçeklik uğruna gerçeklik ideali yalnızca çileciliğin bir başka biçimidir: başka birşey için yaşamın yadsınması ya da olumsuzlanmasıdır.
Dahası, diye sürdürür Nietzsche, evrensel gerçeklik diye birşey yoktur. Evrensel gerçeklik olarak önerilmiş önermeler yanılgılardırlar. Düşünme gerçekte sağın olmayan algıdır: benzerlikler arar ve ayrımları gözardı eder, böylece yanlış bir olgusallık görüntüsü üretir. Doğada kalıcı hiçbirşey, hiçbir töz, hiçbir evrensel nedensel bağ, hiçbir amaç yoktur, hiçbir belirli hedef yoktur; evren mutluluğumuza ya da ahlakımıza aldırmaz, ve evrenin dışında bize yardım edebilecek hiçbir tanrısal güç yoktur. Bilgi bir güç aletidir: sakınım için yararlık bilgi örgenlerinin geliştirilmesinin ardında yatan güdüdür. Düşüncelerimizde dünyayı varoluşumuzu olanaklı kılacak bir yolda düzenleriz, bu yüzden kalıcı ve düzenli olarak yineleyen birşeye inanırız. Bize sunulan karışık deneyimler çoğulluğunu uydurduğumuz formüller ve imler aracılığıyla ussal ve yönetilebilir bir şemaya indirgeriz; bunun amacı yararlı bir yolda kendimizi aldatmaktır. Bu anlamda gerçeklik istenci duyumlar çoğulluğunu denetleme, — görüngüleri belli kategoriler üzerine sıralama —istencidir. Bu yüzden mantık ve usun kategorileri yalnızca dünyayı yararlık-amaçlarına göre düzenleme, onu kullanabileceğimiz bir yolda düzenleme aracıdırlar. Ama felsefeciler bu kategorileri, bu formülleri, bu kullanışlı biçimleri gerçeklik ölçütleri olarak, olgusallık ölçütleri olarak görme yanılgısına düşmüşlerdir; şeylere sakınım uğruna bakmanın bu insansal yolunu — bu insanözeksel ayrıksılığı — naif bir şekilde şeylerin ölçüsü, “olgusal” ve “olgusal-olmayan”ın ölçünü yapmışlardır. Ve bu yolda dünya bir olgusal dünyaya ve bir görünürdeki dünyaya bölündü; onda yaşamak için insanın usunu icadetmiş olduğu dünyanın kendisi — bu değişim, oluş, çoğulluk, karşıtlık, çelişki, savaş dünyası — güvenilmez görülüp karalandı; olgusal dünya bir benzerlik dünyası, salt bir görünüş, yalancı bir dünya diye adlandırıldı; ve uydurulmuş yapıntısal dünya, sözde kalıcılık dünyası, değişmeyen, duyulurüstü dünya, yalancı dünya gerçek dünya olarak tahta çıkarıldı.
Doğrudan doğruya bildiğimiz herşey isteklerimizin ve içgüdülerimizin dünyasıdır; ve tüm içgüdülerimiz temel içgüdüye — güç istenci — indirgenebilir. Yaşayan her varlık başka varlıkları yenerek gücünü artırmaya çabalar; bu yaşam yasasıdır. Hedef üstün insanların, daha yüksek bir tipin, bir kahramanlar ırkının yaratılmasıdır; bu savaşım, acı, sıkıntı ve zayıflara zarar verme olmaksızın bu gerçekleştirilemez. Bu yüzden savaş barışa yeğlenebilirdir; aslında barış bir ölüm belirtisidir. Hazzımız, mutluluğumuz için burada değiliz; herhangi bir amaç için burada değiliz; ama burada olmakla kendi gücümüze dayanmalı, kendimizi ileri sürmeliyiz yoksa yeniliriz. Öyleyse Schopenhauer’ın tüm ahlakın kaynağı yapmış olduğu acıma duygusu kötüdür: vereni de alanı da yaralar; güçlüyü de zayıfı da zayıflatır, insan ırkının gücünü tüketir ve kötüdür.
Yaşamın korkunç olduğu doğrudur ama bu kötümserlik için bir neden değildir. Aslında kötümserlik ve vazgeçme hastalıklı ve yozlaşmış bir ırkta olmanın dışında olanaksızdır, çünkü yaşama isteği sağlıklı bir kafada acı ve savaşımın altedemeyeceği denli güçlüdür. Yaşam bir deneydir, iyilerin kötülerden ayırdedildiği bir deneme sürecidir. Seçicidir, aristokratiktir. İnsan doğasındaki eşitsizlikleri göz önüne serer, insanların eşit olmadıklarını gösterir. Kimi insanlar başkalarından daha iyidir, beden ve anlıkça daha güçlüdür. Daha iyi olan insanların, doğuştan aristokratların daha çok ayrıcalıkları olmalıdır çünkü aşağı olanlardan, ayaktakımından daha fazla ödevleri vardır. En iyi olan insanlar yönetmelidir. Bu yüzden kamuerki, toplumculuk, ortakmalcılık, anarşizm, tümü de olanaksızdır, tümü de ideal ile çelişirler, tümü de güçlü bireylerin gelişimini önlerler. Kölelik şu ya da bu biçimde her zaman varolmuştur ve her zaman varolacaktır. Modern işçi yalnızca antikçağ kölesinin yerini almıştır. Ne de kadınlar erkeklerle aynı haklara iye olabilirler, çünkü insiyatif, erke ve istençte erkeklere eşit değildirler. Bugün bizim için en büyük tehlike eşitlik manyasında yatmaktadır.
Geleneksel ahlakımız da Nietzsche tarafından reddedilir çünkü acıma üzerinde temellenmiştir ve güçlüye karşı zayıfı ve yoz olanı kayırır. Din de, özellikle Hristiyanlık, aynı nedenle reddedilir; ve Nietzsche’nin bilim ve felsefeyi hor görmesi aynı yolda açıklanmalıdır — güç istencini yüceltmesi yoluyla. Barış, mutluluk, acıma, kendini-yadsıma, dünyanın hor görülmesi, kadınsılık, dirençsizlik, toplumculuk, ortakmalcılık, eşitlik, din, felsefe ve bilim, tümü de yaşamla çeliştikleri için reddedilirler; ve bu şeyleri değerli ve kendileri uğruna çabalanmaya değer olarak gören tüm düşünce dizgeleri ve tüm kurumlar yozlaşma belirtileridirler.*
Aşırı bireyci Max Stirner (Kaspar Schmidt, 1806-1856; Birey ve Mülkiyeti [Der Einzige und sein Eigentum], 1845) Nietzsche’nin öncelleri arasında yer alır.
Nietzsche’nin yapıtları: Tragedyanın Doğuşu [Die Geburt der Tragödie], 1872; Böyle Dedi Zerdüşt [Also sprach Zarathustra], 1833, ss.; İyinin ve Kötünün Ötesi [Jenseits von Gut und Böse], 1886; Ahlakın Soykütüğü [Zur Genealogie der Moral], 1887.
|
|
|
|
|
Logged
|
pamuk tarlalarından ruhumun en derin yerine...... blues hayatın ta kendisi.....
|
|
|
|
 = 15 Bardak
Çevrim dışı
Mesaj Sayısı: 122
|
yanmalıyız ki küllerimizden tekrar doğabilelim! 'ümitsizlik' bizi ileri götürecektir! perse can bunu okumaya üşendim kusura kalma 
|
|
|
|
|
Logged
|
ahmet
|
|
|
|
 = 86 Bardak
Çevrim dışı
Mesaj Sayısı: 399
|
Bukadar hastalıklı bir bireyin bu kadar mantıklı şeyler sölmesi gerçekten ilginç
|
|
|
|
|
Logged
|
Only two things are infinite, the universe and human stupidity, and I\\\'m not sure about the former.
|
|
|
|
 = 39 Bardak
Çevrim dışı
Mesaj Sayısı: 209
|
Bu dediğine ilişkin olarak, her tezin karşısında bir anti tez olduğunu düşünmek gerekli sanırım. Bu çerçevede bakarsan sana çok mantıklı ve doğru gelen düşüncenin karşılığında, en az onun kadar mantıklı ve doğru başka bir düşünce yer alır. Bu da aslında mantıksız diye işaretlenebilecek bir düşüncenin olamayacağı gerçeğine götürür bizi. Yani aslında pek de şaşırılacak birşey yok durumda. Olay, basitçe, en az seninki kadar mantıklı bir beynin hastalıklı serzenişleri. Eee durum böyle olunca da, sanırım, bu tip mantıklı sözlere pek de şaşırmaya gerek kalmıyor..
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 21 Ekim 2007, Saat 13:15 Gönderen: özgür/... »
|
Logged
|
Someone took me to a restaurant and I had to eat something fast I ordered me some chicken They gave me alligator ass
|
|
|
|
 = 188 Bardak
Çevrim dışı
Mesaj Sayısı: 690
|
Kitapları çok vurucu ve etkileyicidir. Genç yaşta okunmasını tavsiye etmiyorum ben. Yeni fikirlere insanın çok açık olduğu dönemlerde okunursa, gündelik yaşayış tarzımızın, ahlakın, görgü kurallarının, hayatın işleyişinin ne kadar anlamsız olduğunu, bunları terketmemiz gerektiğini bastıra bastıra, her seferinde beyinden vurarak anlatır. Nietzsche' ye göre insan ya da "üstün insan" olmak gerekmekte, bunun için de acıma, ahlak görgü gibi yaşamda, insanın, üstün insan olmayan diğer insanlarla ilişkilerinde etkili duygu ve hislerini terketmek zorundadır. İnsanın anca yükseldikten sorna, içinde buluduğu hayatın pisliklerini görebileceğini, bunun için de yükselmesi gerektiğini söyler. Kitaplarının 3, 4 farklı çevirisi var bildiğim. Bazılarının dili gerçekten çok ağır. Adamın bahsettiği konular zaten çok ağır bir de kötü çeviriyle bazı durumlarda anlaşılmaz hala gelebiliyor. 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
 = 211 Bardak
Çevrim dışı
Mesaj Sayısı: 1,538
|
üstad'ın anlamlı bir kaç sözü;
*Hiç kimsenin bir şeyi sırf başka birisi için yapmadığını göreceksiniz. İnsanların bütün eylemleri kendisine yöneliktir, bütün hizmetleri kendine hizmettir, bütün sevgisi kendini sevmesidir..!
*Beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir
*Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız, önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz?
*Biri kendi düsüncesine bagli kalir; çünkü ona kendi kendine ulasmis oldugunu sanir. Öteki ise, onu zahmetle ögrendigi ve onu anlamis olmakla övündügü için baglidir düsüncesine. Sonuç olarak, her ikisi de kendini begenmislik .
|
|
|
|
|
Logged
|
..ElifCan..
|
|
|
|
 = 86 Bardak
Çevrim dışı
Mesaj Sayısı: 399
|
Bu dediğine ilişkin olarak, her tezin karşısında bir anti tez olduğunu düşünmek gerekli sanırım. Bu çerçevede bakarsan sana çok mantıklı ve doğru gelen düşüncenin karşılığında, en az onun kadar mantıklı ve doğru başka bir düşünce yer alır. Bu da aslında mantıksız diye işaretlenebilecek bir düşüncenin olamayacağı gerçeğine götürür bizi. Yani aslında pek de şaşırılacak birşey yok durumda. Olay, basitçe, en az seninki kadar mantıklı bir beynin hastalıklı serzenişleri. Eee durum böyle olunca da, sanırım, bu tip mantıklı sözlere pek de şaşırmaya gerek kalmıyor..

|
|
|
|
|
Logged
|
Only two things are infinite, the universe and human stupidity, and I\\\'m not sure about the former.
|
|
|
|
 = 74 Bardak
Çevrim dışı
Mesaj Sayısı: 429
|
üstad'ın anlamlı bir kaç sözü;
*Hiç kimsenin bir şeyi sırf başka birisi için yapmadığını göreceksiniz. İnsanların bütün eylemleri kendisine yöneliktir, bütün hizmetleri kendine hizmettir, bütün sevgisi kendini sevmesidir..! .
çok doğru ya..herkesin içinde var bu bencede..
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
 = 40 Bardak
Çevrim dışı
Mesaj Sayısı: 301
|
bence nietzche'yi anlamak için onun kitaplarından önce ırvın d. yalom'un nietzche ağladığında adlı kitabını okumanızı tavsiye ediyorum ben suan da okumakla mesgulum ve suan yukarıda bahsettiğiniz herseyin nietzche'ye göre neye dayandığını daha acık görmenizi sağlıyacaktır.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
 = 211 Bardak
Çevrim dışı
Mesaj Sayısı: 1,538
|
o kitabı sanıyorum bir 4 defa okudum  yine de okurum.. bir kaç düşüncesi hariç, çoğunluğuna hayranım.
|
|
|
|
|
Logged
|
..ElifCan..
|
|
|
|
 = 11 Bardak
Çevrim dışı
Mesaj Sayısı: 43
|
bence nietzche'yi anlamak için onun kitaplarından önce ırvın d. yalom'un nietzche ağladığında adlı kitabını okumanızı tavsiye ediyorum ben suan da okumakla mesgulum ve suan yukarıda bahsettiğiniz herseyin nietzche'ye göre neye dayandığını daha acık görmenizi sağlıyacaktır.
kesinlikle bu kitap okunmalı cok etkileyici,bunun dısında belki de hayat felsefem yaptıgım muhtesem bır sozu var''Beni Öldürmeyen Şey Güçlendirir!''
|
|
|
|
|
Logged
|
''ONUR,milliyeti olmayan o ulustur,aynı zamanda bir köprü olan o gökkuşağıdır,içinde hangi kanın dolaştığı önemli olmayan kalpteki o tınıdır;sınırlar,gümrükler ve savaşlarla alay eden o asi itaatsizliktir...''
|
|
|
|
 = 121 Bardak
Çevrim dışı
Mesaj Sayısı: 982
|
" Öyle bir hayat yaşıyorum ki, Cenneti de gördüm, cehennemi de Öyle bir aşk yaşadım ki, Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de. Bazıları seyrederken hayatı en önden, Kendime bir sahne buldum oynadım, Öyle bir rol vermişler ki, Okudum okudum anlamadım. Kendi kendime konuştum bazen evimde, Hem kızdım hem güldüm halime, Sonra dedim ki “söz ver kendine” Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin, Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin. Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin. Korkak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin. Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım. Öyle çok değerliymiş ki zaman, Hep acele etmem bundan, anladım. "
Olay budur.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
 = 86 Bardak
Çevrim dışı
Mesaj Sayısı: 399
|
" Öyle bir hayat yaşıyorum ki, Cenneti de gördüm, cehennemi de Öyle bir aşk yaşadım ki, Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de. Bazıları seyrederken hayatı en önden, Kendime bir sahne buldum oynadım, Öyle bir rol vermişler ki, Okudum okudum anlamadım. Kendi kendime konuştum bazen evimde, Hem kızdım hem güldüm halime, Sonra dedim ki “söz ver kendine” Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin, Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin. Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin. Korkak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin. Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım. Öyle çok değerliymiş ki zaman, Hep acele etmem bundan, anladım. "
Olay budur.
Kesinlikle sölenebilecek son sözü sölemiş gene ''Bir kara kedi için blues''. Yazılarınıda keyifle takip etmekteyim (bira)
|
|
|
|
|
Logged
|
Only two things are infinite, the universe and human stupidity, and I\\\'m not sure about the former.
|
|
|
|
 = 121 Bardak
Çevrim dışı
Mesaj Sayısı: 982
|
" Öyle bir hayat yaşıyorum ki, Cenneti de gördüm, cehennemi de Öyle bir aşk yaşadım ki, Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de. Bazıları seyrederken hayatı en önden, Kendime bir sahne buldum oynadım, Öyle bir rol vermişler ki, Okudum okudum anlamadım. Kendi kendime konuştum bazen evimde, Hem kızdım hem güldüm halime, Sonra dedim ki “söz ver kendine” Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin, Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin. Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin. Korkak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin. Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım. Öyle çok değerliymiş ki zaman, Hep acele etmem bundan, anladım. "
Olay budur.
Kesinlikle sölenebilecek son sözü sölemiş gene ''Bir kara kedi için blues''. Yazılarınıda keyifle takip etmekteyim (bira) Eyvallah.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
 = 3 Bardak
Çevrim dışı
Mesaj Sayısı: 5
|
nietzsche den hoşlanmam.ortaya koyduğu yöneten ve yönetilen ayrımında ahlak kurallarını yönetenlere göre belirleyen,halk ne bok yerse yesin teziyle,adolf hitler in yaptığı işlerde ilham meleği olmuş kişidir.adolf hitler in azmettiricisi de diyebiliriz. ayrıca çok sözler söylediği etik konusunda,dinin,etiğin vazgeçilmez unsuru olduğunu bilerek -belki de bilmiyordur- yok sayıp,etiğe zarar vermiş biridir.
sırf ateistliğin popüler kültüre dönüşmesi nedeniyle son yıllarda moda oldu ülkemizde.oysa etiğe daha çok şey katmış ateistler var.marx gibi engels gibi.god is dead tişörtüyle dolaşan birini çevirip nietzsche yi sorsanız baba ateist der.tıpkı che tişörtüyle dolaşan popüler kültür mantarları gibi.
ama yinede nietzsche ye ve görüşlerini savunanlara saygılıyım.sanatsal yönüne sadece.bence hiç bulaşmayıp şiir yazmalıydı.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 24 Mart 2008, Saat 17:08 Gönderen: mightyarmsofatlas »
|
Logged
|
salvation a la mode
|
|
|
|
 = 7 Bardak
Çevrim dışı
Mesaj Sayısı: 24
|
nietzsche'ye gore ust insan olabilmek için hayvanla ust insan arasında gerilmiş bi ip olna insanın once su üç basamagı gecmesi gerekir: 1- İnsan, önce bir deve olacaktır. Deve hayvanların en fazla yük taşıyanıdır. Başkalarının ortaya çıkarmış olduğu geleneksel değerleri yük gibi taşır. Bu devrede, gururunu kırabilmek için aşağılanmayı arzu eder. Deve de güdülmeye isteklidir. "Evet" der. Bu "Evet"in anlamı, düşünmeden yapılan göreve itaat etmedir. Bu insan için bir tür esaret tablosudur. Yaşamak için başkasının yardımına gereksinimi olanların görünümüdür.
2- İkinci basamakta deve, aslana dönüşür. Aslan, geleneksel değerlere karşı isyanın görünümüdür. Aslan "Hayır" der. Değerlerin değişmesini ister. Tanrıların düşmanı olur.
3- Üçünü basamağa geçince aslan, çocuk olur. Çocuk da "Evet" der. Fakat bu "Evet" itaat etme isteğinden gelmez. Kendinin efendisi (özgür) olma arzusunun "Evet"idir. Çocuk oyun oynayabilme iradesinin gücüyle ve çocuk saflığıyla evet der.
|
|
|
|
|
Logged
|
freedom is just an anoter word for nothing left to lose..
|
|
|
|
 = 188 Bardak
Çevrim dışı
Mesaj Sayısı: 690
|
Nietzsche' nin, bu basamaklardaki insan tanımları çok keskin. Tam bir "üstün insan" dışında diğer insanları kabul etmiyor. (Zaten üstün insan tanımında merhamet ve hoş görüye yer vermemesi göz önüne alındığında normal karşılamak gerekiyor.) Aslan'ı her ne kadar ara basamakta tanımlamış olsa da, bu seviyede kalmış insanı kabul etmez. Üstün insan dışındakiler için çeşitli tanmımları olsa da, bu tanımlar içersinde çok fazla fark görmemektedir. Üstün insansındır ya da değilsindir temel olarak. Zerdüştün yolculuğunda, değerlere, "ahlak" tanımlarına karşı isyanı olan, sürüyü hor gören ama bunlara rağmen sürünün içinde yaşamaya devam edenleri, sürüden daha da fazla suçlar. Farkında olmaya rağmen, insana ihtiyaç duymak, gündeik yaşamın pislikleri içinde boğulmuş olmak insan için daha utanç vericidir Nietzsche için. Kendinin efendisi olabilmek, Nietzsche' nin yaşadığı dönemde de ütopik olsa da çok fazla ulaşılmaz değil gibi gelir hep. Günümüzde ise ütopikden de öte. "Üstün insan" tanımı hep korkutmuştur beni. Belki deve olduğumdandır... Peki, gerçekten dionysos olmak nasıl bir şey acaba? 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
 = 7 Bardak
Çevrim dışı
Mesaj Sayısı: 24
|
Dionysos, Olympos'a giren en son tanrıdır.. Yunan mitolojisine dışarıdan gelen bir tanrıdır..Ayı zamanda yunan tanrıları içinde en fazla sayıda ada sahip olanıdır. Bakkhos, Euhios, Bromios, İakkhos, İobakkhos, Dithyrambos .... Dionysos'un bütün isimleri anlamlıdır. Ancak bir bölümünün etimolojileri konusunda ortak bir sonuca ulaşılamamıştır. hakkkında bisssur şey soylenir bu yuzden.. Dogus efsanesinden dolayı 2 kere dogumu temsil eder.. ilk sarabı dionysos'un yaptıgı soylenir bu yuzden sarap tanrısıdır!.... butun hastalıkları iyileştiren bi kadehi olduguna inanılır bu yuzden saglıgı da temsil eder... Dionysos;gizemli ve kehanetli, coskulu ve delidir bana gore...  kaos yaratır,, sarap ve bereketin temsilcisidir... Ayrıca Nietzsche'nin kitaplarında sıkca rastlanır dionysos'a..
|
|
|
|
|
Logged
|
freedom is just an anoter word for nothing left to lose..
|
|
|
|
 = 188 Bardak
Çevrim dışı
Mesaj Sayısı: 690
|
Ondan dedim ben de zaten.  Nietzche, üstün insanla dionysosu ile sık sık özdeşleştirir. İnsanın üstün insan olabilmesi bir nevi tanrılaşmasıdır. Tanrılaşmada da Dionysos'u örnek, hedef olarak almıştır. Şarap iyidir...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
nasti
Durukan Abdulhakimoglu
 = 20 Bardak
Çevrim dışı
Mesaj Sayısı: 99
|
insanları iyi tanıyo ama tanrı öldü çok çok çok yanlış başka bi forumda bi güzel küfrettiğimi hatırlıyorum
|
|
|
|
|
Logged
|
Onu çeken, insanların mutsuzlukları içindeki halleriydi, insanların kendileri değildi, mutsuzluklarıydı ve insanın olduğu her yerde buna rastlıyordu, diye düşündüm, insankolikti o, çünkü mutsuzluk özlemi çekiyordu. İnsan mutsuzluktur, dedi hep diye düşündüm, yalnızca budala olan bunun aksini savunur./Thomas Bernhard www.durukann.tr.cx
|
|
|
|
|
|